Furkan Andıç: Belki de bizim 88 plakalı şehrimizin adı ‘Bozkır’dır

İlk sezonuyla hatırı sayılır bir hayran kitlesi yaratan ‘Bozkır’, BluTV’de 2’nci sezonuna başladı.Senaryosunu Levent Cantek’in kaleme aldığı dizinin yönetmenliğini ise Cantek ile Şahin Altuğ üstleniyor. Polisiye ve suç dramasını buluşturan dizisinin oyuncu kadrosunda Yiğit Özşener, Furkan Andıç, Cemre Baysel, Yüsra Geyik, Fatih Al, Cemal Toktaş, Cemal Toktaş, Bülent Düzgünoğlu yer alıyor.

Dizinin başrollerinden Furkan Andıç’la bir araya geldik. Kendisine 2’nci sezonunun detaylarını, hayat verdiği Payidar karakterini ve yeni çalışmalarını sorduk.

Her şeyden önce bir izleyici olarak ‘Bozkır’ı nasıl bulduğunuzu öğrenebilir miyiz?

Ben severim polisiye hikâyeleri. ‘Bozkır’ın her karakteri derinlikli ve incelikli yazılmış; sorunları, mesleklerini icra etme şekilleri. Bu yüzden izlemesi çok keyifli. Biraz Nordik bir havası var.

‘ALTI YIL ÖNCESİNDEN BİR FLASHBACK’LE BAŞLIYORUZ’

İkinci sezona dair bize neler söylemek istersiniz peki?

İlk sezon hikâyesi, ikinci sezona göre bir tık daha yavaş. İkinci sezonda çok fazla yeni karakter var, çok hızlı bir ritim var. Başlangıç noktası olarak da seyirciyi iyi bir yerden bağlıyor. İlk sezon hikâyesinin altı yıl öncesinden bir flashback’le başlıyoruz. Daha sonra günümüze dönüyoruz.

İlk sezonla bağlantılı yani?

Aslında şöyle: Benim canlandırdığım Payidar karakteriyle Seyfi karakterinin birbirleriyle olan ilişkisinin kırılma noktasından başlatıyor.

‘PAYİDAR YALNIZLIĞINI KABUL ETMİŞ BİRİ’

Payidar nasıl biri?

Payidar zor biri. Yalnızlaşmış biri. Seyfi Amir’le yaşadıkları olay sonrasında, yani aradan geçen altı yılda hayat Payidar’a pek iyi davranmıyor. Kız kardeşini kaybediyor, etrafında hiçbir yakını kalmıyor yani. Seyfi’yle de yolları ayırmış bulunuyorlar. Aslında bir yandan onların birleşme hikâyesini görürken, bir yandan da cinayetleri çözmeye çalıştıklarını göreceğiz.

Payidar yalnızlığını kabul etmiş biri. Yabani de. Yaptığı bir şey yüzünden böyle cezalandırıldığına inanıyor. Bütün bunlar onu dikenli bir şeye, tam bir bozkıra dönüştürüyor. Bu yüzden iletişim kurması zor biri.

Polisiye dizi ve filmlerdeki polislerin genel yapısı biraz böyle; psikolojik olarak harap olmuş vaziyetteler. Canavarlarla savaşırken canavarlaşmak ya da kendi beyaz tarafını koruyamamak gibi bir şey mi bu sizce?

Değindiğiniz şey çok doğru. Kendi beyaz tarafını koruma meselesi biraz vicdanla alakalı. Seyfi’de de, Payidar’da da aynı vicdan var. Kötüyle mücadele ederken ne kadar sert olsalar da içlerinde başka bir vicdan var. Bu da adaleti sağlamaya çalışmalarından ileri geliyor. Karakterlerin arasında çeşitli farklar var tabii.

‘BOZKIRDA BAŞKA BİR DÜZEN VAR’

Bir de işin suç ve suçlu kısmı var. Büyükşehirdeki suç ve suçlu kavramıyla bozkırdaki aynı değil gibi geliyor bana.

Büyükşehirlerde biraz daha çaplı hırsızlıklar ve cinayetler oluyor. Biraz bununla alakalı. Bir de orada başka bir düzen var. Tabii bizim hikâyemiz “herhangi bir yer” diye geçiyor. Belki de bizim 88 plakalı şehrimizin adı Bozkır’dır, bilemeyiz. Oranın yapısı, rengi, verdiği resimler bizim hikâyemize çok uyuyor. Oranın soğukluğuna, oranın hoyratlığına çok uyuyor.

Çocuk istismarı, mülteci meselesi gibi pek çok sorunu ilk sezonda gördük. İnsanların ‘Bozkır’ı sevmelerinin bir sebebi de dizinin gerçekçi yapısı değil mi?

Tabii pek çok sorunu ele alıyoruz. Mesela Alevilik ve yaşanan ayrımcılık meselesi de bunlardan bir tanesi.

İkinci sezon için mi?

Evet. İnsanların ağzında kakafoni olarak oradan oraya dolaşan bilgiler üzerine devam ediyor. Yalan yanlış pek çok bilginin, önyargıların, bunlarla beraber de pek çok toplumsal meselenin işlendiği bir şey oldu. Üstelik bu hikâyenin içine yedirilerek, sırıtmadan işleniyor. Seyirci de izlerken üzerine düşünüyor. Böylece verilmek istenen toplumsal mesajları da yerine getirmiş oluyoruz.

Öte yandan mutlak bir kötü belirleyip kahramanları pirüpak bir yerde de tutmuyor ‘Bozkır’. Teşkilat içinde yaşanan bir sürü durumu da işliyor yani.

Evet, politikanın da polislik mesleğine değindiği noktaları eleştiriyor. Adalet kavramını sorguluyor. Karakterlerin bu gibi mercilere bakış açılarını net şekilde görüyoruz. Bu anlamda da çok çarpıcı.

Daha önce bir polisi canlandırmış mıydınız? Nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?

Açıkçası zamanla ilgili bir sıkıntımız vardı ama polis arkadaşlarımla çeşitli sohbetlerim oldu tabii. Ötesinde, Levent Hoca’nın sette olması, onunla sürekli konuşmamız bize çok büyük bir artı sağladı. Levent Hoca polislerle, polislerin mesleklerine bakışıyla ilgili derin bir araştırma yapmış. Onunla yaptığımız sohbetlerde gri kalan yerlerimiz berraklaştı. Zamandan yana yaşadığımız sıkıntı böylece giderilmiş oldu. Aynı şekilde Şahin Hoca’nın deneyimi ve tecrübeleri de bizi çok rahatlattı. İkisinin uyum içinde çalışması oyuncu için muazzam bir şey.

‘OYUNCUNUN REYTİNG GİBİ KAYGILARI OLMAMASI GEREKİR’

Bir sürü televizyon dizisinde de oynadınız. Dijital platforma iş yapmakla televizyona iş yapmanın artıları eksileri nelerdir?

Televizyon ayrı bir serüven. Orada elinizde 39 bölümlük falan hazır bir senaryo olmuyor. Hal böyle olunca bir belirsizlik söz konusu. Dijitalde hikâyenin başının sonunun belli olması yönetmen için de, oyuncu için de, sanat yönetimi için de çok avantajlı. İlk farklılık bu.

Diğer taraftan televizyonda bir reyting meselesi var. Sizinle beraber onlarca insan çalışıyor sette. Orası bir iş yeri yani. O işin bitmesini istemiyorsanız bu tip kaygılar olabiliyor. Aslında oyuncunun reyting gibi kaygıları olmaması gerekir. Bu onun motivasyonunu etkiler. Dijital platformlardaki işlerde böyle bir kaygınız yok.

Süre konusu apayrı. Televizyon seyircisi elinde kumandasıyla dizi izlerken bir yandan da yanındaki eşiyle dostuyla sohbet edebiliyor. Televizyon dizileri böyle bir formatta. Dijital platform işlerinde böyle bir şey söz konusu değil. Süre daha az, size kendini sürekli izletiyor. Ayrıntıları kaçırmamanız gerekiyor. İzleme kültürü açısından böyle bir farklılığı var. Hepsini bir düşününce bambaşka iki durum olduğu söylenebilir.

Peki sizin en sevdiğiniz polisiye dizi hangisi?

‘Dexter’ın hayranıyımdır. ‘True Detective’ de öyle. İkisini de çok severim.

‘YENİ SEZON HİKÂYEMİZ ÇOK DAHA HIZLI VE ÇOK DAHA RENKLİ’

Son zamanlarda neler yapıyorsunuz? Sırada neler var?

İkinci sezonumuzun yayınlanmasını heyecanla bekledim. Endişeli bir heyecan değil tabii, çok keyifliyim. Bunun dışında çeşitli projeler geliyor, onları okuyorum. Netleşen bir şey yok, ama televizyona karşı biraz korkuyorum diyebilirim.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Yeni sezon hikâyemiz çok daha hızlı ve çok daha renkli. Buradan herkese teşekkür ediyorum; yapımcımıza, BluTV’ye, yönetmenimize, senaristimize, bütün set çalışanlarına. Seyircilere de şunu söyleyebilirim: Güzel bir hikâye sizi bekliyor. Umarım siz de izlerken keyif alırsınız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir